Ekranda yıldızlar geçidi varken öpüşmeye takılıyoruz

0
9

Sanatla hiç ilişkilendirilmeyen televizyonda, hemen her gece bir sürü oyuncu resmen sanat yapıyor. Biz bir sürü büyük oyuncuyu sahneye çıkmalarını beklemeden, bilet peşinde koşmadan, evden çıkmadan izlemenin ayrıcalığını yaşıyoruz, ancak bunun ne kadar farkındayız? ‘Şu tatlı çocukla bu minnoş kız öpüşsün’ telaşıyla, ekranda izleyebildiğimiz büyük oyuncuların keyfine varabiliyor muyuz acaba?

Ekranın burada da sık sık bahsettiğimiz, hepsi birbirinden yakışıklı, güzel, genç yıldızları, onların fanları, sosyal medya ölçümleri, reytingler filan derken ara sıra durup aslında ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlamakta fayda var. Bunca parlak genç ismin yanında, her biri dünyanın her yerinde rahatlıkla sahneye çıkabilecek, filmlerde rol alabilecek ustalıkta oyuncuları yıllardır evimizden dışarı adım bile atmadan hem de haftanın her gecesi izleyebiliyoruz.

Sumru Yavrucuk

Pazartesi gecesi ‘İçerde’nin son bölümünün bitmesine yakın Uğur Yücel göründü ekranda, çok uzun bir süredir yerinde sayan hikâyenin canlanmasına o kısacık süre bile yetti. Çetin Tekindor’la karşılıklı nasıl göz kamaştıracaklar belli değil. Salı geceleri ‘Anne’de Vahide Gördüm ve ‘Hayat Şarkısı’nda Ahmet Mümtaz Taylan var mesela. Biri hayatın mümkün olabilecek her sillesini yemiş ama dimdik duruşunu bozmayan bir anne, diğeri hayatta mümkün olabildiğince oynak olduğu için başarılı olmuş bir baba. Gönül Hanım’ı kendi sofranıza buyur etmek, Bayram Bey’in kalabalık sofrasına konuk olup, sağa sola inceden laf sokmalarını yerinde dinlemek istiyorsunuz. Çarşamba ‘Kara Sevda’da Zerrin Tekindor’dan gözünüzü alamıyor, ana hikâyede epeydir kısırdöngü çanları çaldığı halde, Leyla Hanım’ın istikrarla ilerleyen ve gelişen hayatını  merak ettiğimiz için izliyoruz her bölümü.

Ahmet Mümtaz Taylan

Yine çarşamba ‘No: 309’da, Sumru Yavrucuk’un Amerikan tipi komedilere alışık genç izleyiciyi bile kahkahalarla güldürüşüne hayran oluyorsunuz. Peki perşembe geceleri ‘Vatanım Sensin’de ‘Hasibe Hanım’ olarak izlediğimiz Celile Toyon’un 1983 yapımı ilk dizisi ‘Üç İstanbul’dan sonra ‘televizyon tiyatroya ve tiyatrocuya haksızlık yapıyor’ gerekçesiyle hiçbir dizide rol almadığını biliyor musunuz? Allah’tan 2015’te Ömer Uğur ‘Kalbim Ege’de Kaldı’da oynaması için onu ikna etmiş de, şimdi kendisini ekranda görebiliyoruz.

Vahide Gördüm

Cuma, ‘İstanbullu Gelin’in Esma Sultan’ı İpek Bilgin’i, cumartesi ‘Adı Efsane’nin Tarık Hoca’sı Erdal Beşikçioğlu’nu izlerken hem tiyatroda hem ekranda, ne yaparlarsa iyi yaptıklarını düşünürken sanki yakınlarıymış gibi gurur duyuyorsunuz. Özellikle son iki bölümdür pazar geceleri ‘Bodrum Masalı’ insanı dünyadan kaçırıp içine alan filmler gibi. Belli ki bu hafta da öyle olacak. Timuçin Esen, altüst olan Faryalı’yı tek kelime etmeden öyle bir oynuyor ki, ekrana girip derdine derman olmak istiyor ama bunun asla mümkün olmadığını anlıyorsunuz.

Bunlar ilk akla gelen örnekler. Başka isimler de var tabii. Bu oyuncuları sahneye çıkmalarını beklemeden, bilet peşinde koşmadan, evden çıkmadan izlemek bir ayrıcalık. Ancak ekranda senaryo, oyunculuk, reji anlamında istisnai bir durum yaşanırken, sosyal medyanın büyük oranda sadece iki gencin öpüşmesine takılıp kaldığı, senaristlere hakaretler yağdırıldığı, kurumsal hesapların bile ‘falanca ile filanca öpüştü’ tweet’leri atmak zorunda kaldığı bir dönemdeyiz sayın seyirciler. Bu bir dönem mi yani geçecek mi, onu da bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, sanatla hiç ilişkilendirilmeyen televizyonda, bir sürü çok iyi oyuncu hem de her gece, resmen sanat yapıyor.

Biraz da buna odaklansak, bundan faydalansak ya. Lütfen yani. Öpüşen öpüşsün yine, tabii ki.

hurriyet.com.tr

CEVAP VER